- Yayınlanma tarihi:
Bir Kumpas Laboratuvarı: KOM Bilişim Şube

Devlet aygıtı, doğası gereği bürokratik bir makinedir ve içindeki her birim, varoluşunu sürdürebilmek, bütçe alabilmek ve gücünü kanıtlayabilmek için somut başarılara ihtiyaç duyar. Ancak 2000'li yılların başlarında suçun dijitalleşmesi, devletin alışılagelmiş güvenlik reflekslerini bir anda işlevsiz kıldı. Klasik dinleme, fiziki takip ve sokak istihbaratı, siber uzayın sınırları olmayan anarşik yapısı karşısında çaresiz kalıyordu. Tam bu noktada, devletin içinde siber suçlarla mücadele edecek sivil veya teknik ağırlıklı bağımsız bir birim kurulması gerektiği fikri ortaya çıktı. Ancak devletin kılcal damarlarına sızmayı hedefleyen ve gücü tek merkezde toplamayı bir takıntı haline getiren yapı (bugünkü adıyla FETÖ), buna şiddetle karşı çıktı. Onlar için Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele (KOM) daireleri, dokunulmaz bir karargâhtı ve siber dünyanın getirdiği bu yeni muazzam gücün kendi karargâhlarının dışına çıkmasına asla izin veremezlerdi.
Bu ihtirasın bir sonucu olarak, "Bilişim Sistemleri Şubesi" doğrudan KOM'un içine, yani polis teşkilatının en ağır ve operasyonel aygıtının göbeğine monte edildi. Başında Bilal Şen ve ekibinin bulunduğu bu yeni şube, görünürde siber suçlarla mücadele edecekti. Ancak çok geçmeden, bürokrasinin o acımasız kuralı devreye girdi: Devasa bütçeler alan, son teknolojiyle donatılan ve KOM gibi "organize suç" kovalayan bir birimin, varlığını meşrulaştırabilmesi için devasa organize suç şebekelerine ihtiyacı vardı.
Fakat ortada yapısal bir sorun bulunuyordu. Siber yeraltı dünyası, KOM'un alışık olduğu hiyerarşik mafya yapılanmalarına benzemiyordu. Hackerlar, genellikle anarşist ruhlu, merkeziyetsiz, birbirinden bağımsız hareket eden ve çıkar ilişkileri etrafında anlık bir araya gelip dağılan bireylerdi. Ortada, KOM'un devasa operasyonlarla çökertebileceği, lideri, şeması ve emir-komuta zinciri olan bir "siber kartel" yoktu. Sistem, tam da bu noktada korkunç bir reflekse başvurdu: Eğer savaşacak devasa bir örgüt yoksa, var olmalarının haklılığını ispatlamak için o örgütü icat etmek zorundaydılar.
Bu icat etme sürecinin en büyük laboratuvarı, DarkMarket soruşturmaları bahanesiyle Türkiye'deki bağımsız siber suçluların üzerine kurulan o devasa ağ oldu. Amaç, birbirinden bağımsız olarak kredi kartı kopyalayan veya sistemlere sızan onlarca kişiyi tek bir şema altında birleştirmekti. Sadun Özkaya'dan Mert Ortaç'a, Nurettin Yiğit'ten Veysel Balkan'a, Antalya'daki Zincir Operasyonlarından Rio Operasyonlarına kadar, normal şartlarda aralarında organik bir bağ bulunmayan tüm figürler, sözde "uluslararası bir siber örgütün" üyeleri olarak aynı torbaya dolduruldu. Kumpasın nihai hedefi ise çok daha büyüktü: Bu hayali siber orduyu Ergenekon davasına bağlamak ve ChaO'yu bu yapının "bilişim ve finans sorumlusu" olarak en tepeye oturtmak. Kitaplarda detaylarıyla anlatılan kurgular ve piyonlar üzerinden kurulan tüm o karmaşık tuzaklar, aslında ChaO'yu bu senaryonun merkezine çekebilmek için tasarlanmış umutsuz hamlelerdi.
Peki, birbirinden tamamen habersiz bu kadar insanın aylarca aynı örgüt dosyası kapsamında teknik ve fiziki takibe alınması hukuken nasıl sağlandı?
İşte bu noktada devreye, KOM Bilişim'in karanlık evrak bürokrasisi ve Simon1'in sahadaki infazcısı Simon2 girdi. Gerçekte var olmayan bu örgüt şemasını mahkemelere kabul ettirebilmek için, hukukun arkasından dolanan sahte ihbar tutanakları icat edildi. Neredeyse tamamı isimsiz veya uydurma olan bu ihbarların altında ise Simon2'nin imzası yatıyordu. Hedef alınan kişilerin bilgisayarlarına dışarıdan sahte deliller yerleştiriliyor, zaman damgalarıyla (time stamp) oynanıyor ve sıradan bir bilişim suçu, kağıt üzerinde uluslararası bir terör ve finans ağının parçası haline getiriliyordu. Bir taşla elli kuş vurmayı planlayan bu yapı, kendi varlığını kanıtlamak uğruna Türkiye'nin siber yeraltı dünyasını, tarihin en büyük siyasi davalarından birine (Ergenekon) monte etmek için kusursuz bir staj yapıyordu.
Sonuç olarak KOM Bilişim, sadece suçluları yakalayan bir güvenlik birimi olarak değil, gerektiğinde "suç ve suçlu üreten" devasa bir kumpas makinesi olarak tarihe geçti. Kredi kartı kopyalayan gençlerin bilgisayarlarına sahte dijital delil yükleyerek başlattıkları bu karanlık staj; ilerleyen yıllarda HackingTeam'den satın alınan casus yazılımlarla (Galileo) birleşerek askerlerin, gazetecilerin ve aydınların hayatını karartan o büyük kumpasların omurgasını oluşturdu.
Sistemin en büyük trajedisi de buydu: Kendi haklılığını kanıtlamak için yola çıkan bir güç, nihayetinde mücadele ettiğini iddia ettiği o karanlık şebekelerin ta kendisine dönüşmüştü.
Paylaş: